Your browser version is outdated. We recommend that you update your browser to the latest version.

İbrahim Karavelioğlu

26 Ağustos · 

 

 Devletin mülkiyetindeki işletmeler; özelleştirme, yabancılaştırma marifetiyle def ediliyor.

Özelleştirme yabancılara yapılmışsa, yabancılar aldıkları kuruluştan sağladıkları katma değeri ülkelerine götürür.

Yabancı firma aldığı kuruluşu genişletirse işsizliğe çare olabilir. 'Gargıl gibi tekelleşmezse'

Özelleştirilen kuruluş yabancı tekeline dönüşürse, üreticinin ürettiği ürünün fiyatını belirleme' yabancıların inisiyatifine geçer. Fındık ihracatı "yabancıların" eline geçti, fındık üreticilerde fındığın "cenazesini" kaldırdı.

Üretimi artırmak için, üretilen ürünün kazandırması gerekir. Kazanç yoksa üretimde yoktur. Bu nedenle üretimi zora sokacak özelleştirmenin zararlarını önceden görmek gerekir. Ancak Türkiye’de yapılan özelleştirmeler kamu borcunu ödemek için yapılıyor. Vereceği zarar hiçte göz önünde tutulmuyor.

Yeterli üretim yapılmadığı zaman ise ithalat yapıyoruz. Tarımla uğraşanların kazancı olmadığı zaman yeni ürünlere yöneliyor, ya da meslek değiştiriyor, bu durumda üretebileceğimiz ürünü üretmiyoruz. İthalat yapmak zorun da kalıyoruz. Üreticinin girdilerini karşılayan milli alt yapılar, yoksa devlet desteği gerekiyor.

Geçtiğimiz yıllarda yeterli teşvik alamayan pamuk üreticileri pamuk ekimi yapmadı ve sonuçta iplik fabrikalarının yurt dışına gitmesine neden oldu. Önce ki yıllar da 2,5 milyar dolarlık iplik ithalatı yapmıştık. Fabrikaların yurt dışına çıkmasıyla' işsizliğin artması da bir başka sorun olarak yaşadık. Hammadde bulamayan fabrikalar ya battı ya da başka ülkelere gitti.

Finans sağlayan bankaların özelleştirilmesi, üretilen ürünlerin işlenmesini, paketlenmesini pazarlara hazır hale getirmesini sağlayan kamu ya da özel sektörümüzün yabancılaşması hem pazar kaybetmemize hem de üretimde gerilemeye yol açarak ithalatın önünü açmaya devam ediyor.

Türkiye'nin üretim yapmak zorunda olduğunu hep birlikte görüyoruz. Kıymetli varlıklarını satarak günü kurtarmanın devamı mümkün olmadığı da herkes tarafından biliniyor. Bir söz vardır, hazıra dağlar dayanmaz.

Şeker fabrikalarının satılması da tarım sanayine vurulmuş büyük bir darbedir. Süreç içinde zararı açıkça göreceğiz. Tekel ürünlerin de olduğu gibi olacak. Nasıl bir Türk malı sigara bulamıyorsak, markası bize ait şeker de bulamayacağız.

Binali Yıldırım Bey; şeker fabrikaları satılırken' Devlet küçük işlerle uğraşmaz demişti, bazıları da tarımla kalkınma mümkün değil diyor. Ancak kurulan fabrikaların borcunu, Türkiye domates, limon, portakalla ödedi. Türkiye de tarım sanayi çökerse, kalkınma da olmaz.

Çıkış yolu Avrasya batı Asya ülkeleriyle " karşılığı olan anlaşmalar yapmaktan geçiyor.